Kağıdı çöpe atarsan işten de atılırsın

Bu devlet dairesinde bilgisayarının yerini izinsiz değiştirirsen, yemek kartını arkadaşınla paylaşırsan, kağıtları buruşturup çöpe atarsan işten de atılırsın
ANKARA - Hazine Müsteşarlığı bünyesinde 2002 yılında AB'den gelen fonları yönetme amacıyla kurulan, Merkezi Finans ve İhale Birimi son günlerde ilginç bir olayla çalkalanıyor. Daire Başkanı Muhsin Altun, kendisinin hazırladığı ve bütün çalışanlara imzalattığı 'Etik Kurallar ve Güvenlik Taahhütnamesi' ile kuruma bir takım yeni kurallar getirdi. Bu kurallara göre personelin birim başkanın iznini olmadan bilgisayarın yerini bile değiştirmesi işten atılma nedeni. Personelin mesai arkadaşlarının masalarını, bilgisayarlarını kullanması ve yemek kartlarını mesai arkadaşlarını paylaşmaları, mesai sırasında kullanılan kağıtları buruşturmak veya yırtarak çöpe kutularına atmak bile yasak. Altun, söz konu kuralların ihtiyaçtan dolayı koyduklarını savundu.
Merkezi Finans ve İhale Birimi çalışanları 23 Haziran tarihinde ilginç bir olayla karşılaştı. Daire Başkanı Muhsin Altun, kendisinin hazırladığı 20 maddeden oluşan 'Etik Kurallar ve Güvenlik Taahhütnamesi' ni imzalamalarını istedi.
Personel kendilerine dağıttıkları taahhütnameyi okuduklarında büyük bir şaşkınlık yaşadı. Çünkü söz konusu taahhütnameye göre birim başkanın izni olmaksızın kullandıkları 'demirbaş eşyasının' yerini değiştirmek bile işten atılma nedeni olarak gösteriliyordu.



Askeri kamp değil devlet dairesi


Taahhütnamede dikkat çeken kurallardan bazıları ise şöyle:
" -Birim başkanın izni olmaksızın kullanımıma tahsis edilen demirbaş eşyanın yerine değiştirmeyeceğim.
-Mesai arkadaşlarımın masa,bilgisayar eşyalarını kullanmayacağım.
-Kullanıma tahsis edilen giriş ve yemek kartlarını, mesai arkadaşlarım dahil olmak üzere hiç kimseye kullandırmayacağım.
-Mesai sırasında kullandığım hiçbir kağıdı hiçbir ayırım ve yoruma tabi tutmaksızın katlamak, buruşturmak veya yırtmak suretiyle çöp kutularına veya diğer alanlara atmayacağım. Bu gibi kağıtların tümü kağıt kıyma makinesinde imha edeceğim.
-Birim tarafından verilen şifre kod. vb gizli sayı ve işaretleri mesai arkadaşlarım da dahil olmak üzere hiçbir kimseyle paylaşmayacağım.
-Adıma açılan kurumsal e-posta üzerinden birim içine veya dışına göndereceğim işle ilgili bütün e-postaları hiç birim ayırım ve yoruma tabi tutmaksızın, başta birim başkanı olmak üzere ilgili üst yöneticilerine kopya etmek suretiyle göndereceğim.
-Başta üst yöneticilerden gelenler olmak üzere adıma açılan e-posta hesabına gelen bütün epostaları aynı gün içinde açıp okuyacağım ve gerekli işlemleri başlamak için harekete geçeceğim.
-Birim dışında birimimizin görev alanı ile ilgili konularda ücreli veya ücretsiz dolaylı veya dolaysız hiçbir görev almayacağım. Bu taahhüdüme birimden ayrıldıktan sonra üç yıl içinde de sadık kalacağım."


İşten atılma nedeni


Tahhütnamenin sonuç kısmında ise personelin bu kurallardan herhangi birini ihlal etmesi durumunda iş akdi fesh edileceği belirtilerek " Yukardaki kurallardan herhangi birini ihlal ettiğimde herhangi bir yolla tespit edilirse görevime son verilmesi dahil olmak üzere, birimin tarafıma her türlü yasal ve idari yaptırımı uygulayabileceğini bundan dolayı birime karşı hiçbir iddia ve talep bulunmayacağımı şimdiden beyan ve kabul ederim " denildi.


İngilizcesini anlamıyorlardı...


İlginç taahhütnameyle ilgili olarak Radikal'in sorularını yanıtlayan Altun, söz konusu taahhütnamenin, İngilizcesinin birimin kuruluşundan bu yana imzalatıldığını belirtti. Altun, şöyle konuştu:"Bu kurallar Prosedürler el kitabının bilgilerin türkçeye çevirilmiş halidir. Bu belge yeni bir şey değil. Şimdiye kadar İngilizcesini imzalatıyorduk. Bizim bulunduğumuz bina 50 cm yükseltimiş döşeme üstünde. Her masanın altında kablo girişleri var. 'Ben bu masanın yerini beğenmedim' diye çekerseniz bina havaya uçar. Yangın çıkabilir, bunların hepsi ölçülüdür. Bunların hepsi bir tecrübe ile yazılmıştır. Bu eşyanın yerine değiştirirseniz benim başıma büyük bir iş getirirsin.



62'den tavşan yapmıyoruz


Sözkonusu konulan kurallar hiç bir saçma ve komik değil. Onların her birinde başımız yandı. Biz burda 62'den tavşan yapmıyoruz. Burada AB'nin sağladığı fonları yönetiyoruz. 2002'den bu yana İngilizcesini veriyorduk, anlamıyorlar bir de Türkçesini verelim dedik "dedi. İsminin açıklanmasını istemeyen bazı kurum çalışanları, söz konusu belgenin 2002 yılında bu yana imzaladıkları şeklindeki Altun'un iddiasının doğru olmadığı belirtti.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : çevre

ABD'den iddia: Marmara'yı 8'lik deprem bekliyor

Ünlü Amerikan haber kanalı CNN’e bağlı www.ireport.com adlı internet sitesinde, birkaç hafta içinde Marmara Denizi’nde Bandırma’nın 60 kilometre güneyinde 8.0 şiddetinde deprem olacağına ilişkin haber yayınlandı. İnternet sitesinin haberine göre Bandırma’nın 60 kilometre güneyinde ve Manyas Gölü civarında birkaç hafta içerisinde 8.0 şiddetinde bir deprem bekleniyor. Haberin detaylarında Çin’de 12 Mayıs’ta meydana gelen 8.0 şiddetindeki depremin Ortadoğu’daki depremleri tetikleyeceği iddiası ortaya atıldı.

Turizmimizi baltalama oyunu
Prof. Dr. Ahmet Ercan, Türkiye’de bugüne kadar 8.0 şiddetinde deprem meydana gelmediğini belirterek “Biz böyle bir veri elde etmedik. Binlerce kilometre ötedeki Amerikalılar Marmara için felaket senaryosu yazıyor. Bu yaz aylarında Türkiye’deki turizmi baltalamak için oynanmış çirkin bir oyun” dedi.
Kaynak: Akşam Yazan: Erdinç Akkoyunlu

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : deprem

70 bin balık telef oldu

Muş'un Malazgirt ilçesi Adalar Mahallesi'ndeki alabalık tesisinin suyunun kesilmesi sonucu yaklaşık 70 bin alabalık telef oldu.

Alınan bilgilere göre, önceki gün Malazgirt'in Adalar Mahallesi'nde Sabri Yağcı'ya ait alabalık tesisinde balık havuzuna gelen suyun gece yarısı kimliği belirsiz kişi veya kişilerce kesilmesi sonucu havuzdaki yaklaşık 70 bin balık telef oldu.

Sabah saat 06.00 sıralarında havuzdaki balıklara yem vermek için havuz başına geldiğinde gördüğü manzara karşısında büyük şaşkınlık yaşadığını söyleyen Sabri Yağcı, havuzdaki 70 bin balığın telef olduğunu, maddi zararının 60 bin YTL civarında olduğunu belirterek,
tesisin 3 ay boyunca hizmet veremeyeceğini dile getirdi.

Havuza su taşıyan 150'lik borunun toprak ve çimlerle önünün kapatıldığını anlatan Yağcı, "Gece saat 23.00'e kadar personel ile birlikte burada çalışıyorduk ve son olarak o saatte balıklara yem verdiğimizde her şey çok normaldi. Sabah tekrar balıklara yem vermek için havuz başına geldiğimde gördüğüm manzara beni şok etti.

Havuzdaki bütün balıklar telef olmuştu. Hemen güvenlik güçlerine haber verdim ve yapılan çalışmalar neticesinde havuza su taşıyan 150'lik borunun önünün kapatılmasından dolayı havuza su gelmemiş ve balıklar da oksijensiz kaldıklarından telef olmuştu. Şu anda kuluçka havuzundaki balıkların yavrulamasını bekleyeceğiz, çünkü havuzda hiç balık kalmadı" şeklinde konuştu.

Güvenlik güçleri olayla ilgili çok yönlü soruşturma başlattı.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : çevre, hayvan, su, balık

Yasak ama dinleyen yok

Adana'da sıcak ve nemli havadan bunalan ancak havuza gidecek maddi gücü olmayan çocuklar, sulama kanallarında yüzüp kaldırımda güneşleniyor.
Yasak ama dinleyen yok
Adana'da tüm Türkiye'yi etkisi altına alan çöl sıcakları nedeniyle hava sıcaklığının 40 dereceye yaklaşması, nemin ise yüzde 30'ları geçmesi vatandaşları bunalttı. Çoğu Adanalı hafta sonu olduğu için yaylalara ve denize akın ederken, Adana'da kalanlar da farklı yöntemlerle sıcak havadan kurtulmayı denedi.

Sıcak havadan bunalan ve en farklı yöntemi seçenler ise maddi imkanı olmadığından havuza gidemediği için DSİ'ye ait sulama kanallarındaki çocuklardı. Çocuklar şehrin çeşitli noktalarından geçen sulama kanallarında serinlemek için öğle saatlerinde kanalları doldurdu. Sulama kanallarında serinlemek için yüzen çocuklar, kaldırımlarda da güneşleyerek ortaya ilginç görüntüler çıkarttı.

Suluma kanallarının tehlikeli olmasına ve bütün uyarılara rağmen kanalda yüzen çocuklar, kendilerinin mecburiyetten kanalda yüzdüğünü havanın çok sıcak olmasından dolayı serinlemek istediklerini belirterek, "Biz havuzlara gidip serinlemek isterdik. Ancak paramız olmadığı için sulama kanalında yüzmek zorunda kalıyoruz. Kanalda yüzüp kaldırımda da güneşleniyoruz. Serinlemek ve güneşlenmek için başka çaremiz yok" dedi.

FATİH KEÇE -ADANA

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : sıcak, haber

En önemli sorunumuz enerji hükümet acil önlem almalı

Enerji, sağlık, inşaat, harita ve proje sektörlerinde faaliyet gösteren işadamı Ümit Günay Akıncı, Türkiye’nin en önemli sorununun enerji olduğuna dikkat çekti. Akıncı, enerji konusunda çok acil önlemlere ihtiyaç olduğunu söyledi.

Patron Patrona bu hafta çok yönlü ve çok şapkalı bir işadamını ağırladı. Aynı zamanda sıkı bir sivil toplumcu olan Ümit Günay Akıncı ile girişimciliği, Gölbaşı’nın geleceğini, Medikal sektörünü ve enerji sektörünü irdeledik. İşte Ümit Günay Akıncı röportajı.

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
1989 yılında inşaat mühendisi olarak mezun oldum, yaklaşık altı yıl boyunca yurt dışında çalıştım. 1995 yılında Türkiye’ye dönüp ilk firmamı kurdum. Halen enerji, sağlık, dış ticaret, inşaat, harita ve proje sektörlerinde faaliyet gösteren firmalarım var. Günlük 14 saat çalışırım. Cumartesi günleri saat 18’den sonra çalışmam. Pazar günlerim tümüyle aileme aittir. Tipik bir Ankara aşığıyım.

Bir Ankara aşığı ve bir planlamacı olarak Ankara’nın kentsel gelişimini nasıl buluyorsunuz?
Harita firmam Gunka Harita, Türkiye’nin 10 büyük firmasından birisi. Yaklaşık 20 yıldır sektör işinde. Şu anda Uluslararası ihalelere giriyor, Arnavutluk, Makedonya, Kazakistan, Azerbaycan, Suriye, Yemen, en son Angola’ya teklif verdik. Çok geniş bir bilgi birikimimiz oluştu. Ankara’nın pekçok yerinin imar planlarında imzalarımız var, Çetin Emeç Bulvarının üst kısımları, İncek köyü bunların birkaçı.

Benim, özellikle ilgilendiğim alan ise Gölbaşı ve civarı. Şu anda yedi farklı bölgesinde imar çalışmalarımız var. Golbaşı civarının yeniden yapılanmasında katkım olduğu için gurur duyuyorum. Gerek Çevre Bakanlığı’nın, gerekse Büyükşehir İmar Dairesi’nin titizliğine hayranım.

Sağlık ve medikal sektörde çalışmalarınız neler?
Sağlık sektöründe faaliyet gösteren firmam SGA çok hızlı büyüyor. Sağlık sektörünü çok sevdim, çok kolay ve hızlı büyünebilecek, potansiyeli çok yüksek bir sektör, ancak çok değişken, huzur arayanların bu sektöre girmemesi lazım. Küreselleşme, internet derken artık herhangi bir vatandaş bile bir ürünün fiyatını merak ettiğinde 10 dakika içinde dünyada kaça satılıyor, buluyor. Sipariş veriyor, ve getirtebiliyor. Bu da muhteşem bir küresel rekabet doğurdu. Kar marjları düştü. Artık alıp satmak çok cazip değil. Üretim mutlaka olmalı. Bu nedenle firmalar büyüyor, bayiler küçülüyor. Sektör hızlı bir yapısallaşma içinde. Değişim her zaman sancılı olur. Şu anda bu sektörde pek gülümseyen kimse yok.

Bu sektöre ithalatla girdim. Uluslar arası medikal firmalar, distribütörlükleri verirken bizi sadece Türkiye olarak değil, aynı zamanda Türki Cumhuriyetlerin ve Ortadoğu’nun da atlama taşı olarak görüyorlar. Bu bizim için büyük nimet. Hemen gece gündüz çalışıp Türkiye’deki oluşumu tamamlayıp oralara yönelmemiz gerekir. Bir gerçek var ki biz Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetlerin kapısıyız. Distribütörlüğünü yaptığım iki ürünüm var. O kadar odaklandım ve yüklendim ki, şu anda ürünlerin birinin imalatı Türkiye’de yapılıp tüm dünyaya satılıyor, diğerinin ise ortağı oldum. Her işin başı azim ve odaklanmak. Şartları zorlamak hayat felsefesi olmalı.

İçinde olduğunuz sektörlerden en güncel olanı enerji sektörü. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, Proland’ın sektörde yeri ne?
İçinde olduğum en problemli sektör de zaten enerji sektörü. Bu konuda faaliyet gösteren firmam ve gözbebeğim, Proland Group. Firmam uluslararası çapta, özellikle HES, hidroelektrik santral projelerinin fizibilite, kati ve uygulama projeleri konusunda kalitesini ispat etmiş durumda. Bünyemizde bilim adamları, araştırmacılar, dalında isim yapmış mühendisler bulunduruyoruz. Firmamız özellikle uluslararası firmalara hizmet veriyor. Uydu görüntüleri, simulasyon programları, kısaca maksimum teknolojileri kullanıyoruz. Uluslararası proje firmaları önce ölçüm tespit gibi işleri alt yüklenicilere yaptırıyorlar, kendileri projeleri yapıyorlardı, bizler, teknoloji ve proje konularında da kendimizi ispatı becerdik, artık proje konularında da bizleri kullanmaya başladılar, kendileri sadece yapılan işleri kontrol etmekle yetiniyorlar.

Şu anda tüm dünyanın problemi enerji. Bir taraftan çevreye zarar vermemeye, dünyayı kurtarmaya çalışıyorlar, bir taraftan artan enerji ihtiyacını karşılamaya çalışıyorlar. Aynı telaş Türkiye’de de var. Şu anda devletimiz bu konuda elinden geleni yapıyor. Yasalar değişiyor yatırımcının önü açılıyor, tüm kolaylıklar gösterilmeye çalışılıyor. Yatırımcılara bakıyorum holdingler bu işi bilinçli yapıyor ama cesaretli girişimcilerimiz yine sahnede. Öncelik inşaat firmalarında, sonra tekstilciler, ve kuyumcular, en sonda da bizim karşı komşu süpermarketçi geliyor. Yine aynı problem herkes girişimci, işi yapacak adam yok. Bir laf var ekmeği ekmekçiye vereceksin, bir ekmek de üste vereceksin. Henüz herkes işin başında, şimdiden kazalar olmaya başladı. Her proje bilinçli yapılmazsa bir bomba halini alır. Hem yatırımcısına, hem çalışanına hem de çevreye büyük zararlar verir.

Şu ana kadar Proland’a kontrol için, firmaların getirdiği projelerde gördüklerim, yanlış alelacele yapılmış projeler, iki misli çıkan maliyetler 20 yılda kendini zor amorti eden yatırımlar, önümüzdeki 5 yıl içinde kuruması muhtemel derelere yatırılan milyarlar,gelecek olan ilk taşkınla su altında kalacak milli servet, ortalık berbat durumda. Proland’ın misyonu ve görevi yatırımcıyı korumak ve yönlendirmek.

Aynı anda pek çok proje piyasaya çıktı ve anlayan anlamayan herkes projeci oldu. İşi gücü bıraktım, insanlara doğruları gösterme telaşına düştüm. Hemen hemen hergün konu ile ilgili, ilgi gösteren yatırımcılara konunun detaylarını ve risklerini anlatmaya çalışıyorum. Devletimizin görevi bu işlerin geri dönüşümünü ve fizibilitesini yapmak değil. Eğer bu iş bilinçli yapılacak ise mutlaka projeye ve fizibiliteye değer verilmeli ve proje kime yaptırılırsa yaptırılsın mutlaka başka birilerine kontrol ettirilmeli.

Peki bu enerji projeleri bu ivme ile devam eder ise çevresel faktörlere etkisi ne olur?
Bu sektör bu hızla devam eder ise, beş yıl sonra kendiliğinden şarıl şarıl akan bir nehir dere bile göremeyeceğiz, pek çok yerde rüzgar gülü tarlaları oluşacak ve şu anda değil ama ileride güneş enerjisi de fizible olup da gündeme gelirse her yerde panel tarlaları göreceğiz. Sonuç olarak görüntü pek açıcı olmayacak. Bu yüzden şimdiden çocuklarımızı özellikle Karadeniz bölgesinde gezdirip bol bol doğal güzellikleri seyrettirelim. Zaten mahalli halklar ve köylüler de bu konunun farkına varmaya başladı pek çok yerde ayaklanmalar, gündeme geldi.

Peki termik santraller ve nükleer enerji için ne düşünüyorsunuz?
Termik santraller eğer kurallara uyarlar ise çevreye verdikleri zararlar sınırlanabilir. Şu anda toplam elektrik enerjimizin yüzde 60’ın üzerinde termik ve doğalgaz santrallerden karşılıyoruz ve onlara şiddetle ihtiyacımız var. Türkiye’de evlerimizde kullandığımız elektrik enerjisi, toplam enerjinin sadece yüzde 30’u. Biz enerjiyi işimiz üretimimiz için kullanıyoruz ve şu anda gidişatımız kötü. Bu konuda çok acil önlemler almamız gerekiyor. Büyük bir olasılıkla başta sayın enerji bakanımız olmak üzere sorumlu tüm bürokratların ışıkları sabahlara kadar yanıyordur.

Ortaklık kültürü çok önemli
Neden farklı sektörler?

Farklı işlerle ilgilenmenin en güzel yönü kötü giden işlerin yanında bana enerji ve güç verecek, moral verecek mutlaka iyi işlerin olmasıdır. Her sektörün iyi ve kötü zamanları olur. Birbirine destek vermesi ve tamamlayıcılık çok önemlidir. Başarı için kurumsallaşma ve ortaklık çok önemlidir. Kurumsallaştıkça harcama artar ama kapasite ve gelir de artar. Eş seçimi ve ortak seçimi, insanın hayatında verdiği en önemli kararlardır. Ortaklık kültürü çok önemlidir. Paylaştıkça her şeyin bereketinin artar ve mutlaka işi en iyi bilen insanlar bulunmalı ve gerekiyorsa peşlerinden koşmalıdır.

Köy kahvesinden girişimci çıkar
Girişimcilere örnek olması açısından sizce bir işadamı olmak ne demektir ve Türkiye’de girişimciliği nasıl görüyorsunuz?

Bu yaşıma kadar uluslararası iş gücü ve teknoloji ihraç eden pek çok ülke ve insanını tanıdım. Bu nedenle Türk insanını daha iyi analiz edebilir hale geldim. Türk insanının cesareti ve girişimciliği hiçbir ülkede yok. Bir köy kahvesine girip bir iki konuşma yapın, 10 dakika sonra o köyden iki sanayici, beş inşaatçı, dört fabrikatör çıkar.

Evimin karşısında bir süpermarket var. Sahibini tanıyorum. Çok girişimci bir arkadaşımız. Girişimcilerin nabzını onun aracılığı ile ölçüyorum. Bir bakıyorum temel atmış inşaata başlamış, bir bakıyorum Çin’den mal getiriyor, bu aralar da enerji sektörüne sıcak bakıyor.

İnsan ilişkilerinde ise Türk insanının frekansının tutmayacağı hiçbir ülke insanı yok. Bir bakıyorum Çinliyle kol kolayız, bir bakıyorum Hollandalıyla arkadaş olmuşuz, bir bakıyorum Japon’la yemek yeyip halay çekiyoruz. Bizim başarılı olamayacağımız uyum sağlayamayacağımız hiçbir ülke insanı yok. Dünya ticaretini ve kuralları altüst ettik. Bizim ülkemize gelip bizimle her iş yapan insanın ülkesine biz beş misli gidiyoruz. Muhteşem bir insan ilişkisi ve girişimcilik kabiliyetimiz var. Tek sıkıntımız, profesyonel kadro ile çalışılmaması ve fizibilite yapılmaması. İşte anahtar bu. İşi buluyoruz, işi bağlıyoruz, işvereni çözüyoruz, ama işi yapamıyoruz. Benim başarımın sırrı bu, doğru insanlardan ekibi oluşturmak, düzgün ve tüm mücbir sebepleri içeren fizibilite yapmak, ve bu konulardan hiç taviz vermemek.
Kaynak: Hürriyet Yazan: Veli Sarıtoprak

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : çevre, küresel ısınma, enerji