Harran Ovası'nın tuzluluk haritası çıkarılıyor

Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden GAP kapsamında sulamaya açılan ilk ova olma özelliği taşıyan Harran Ovası'nda aşırı sulama nedeniyle ortaya çıkan tuzluluğun miktarı ve neden olduğu verim kaybının tahmininin yanı sıra çoraklaşan tarımsal arazilerin haritasının belirlenmesi amacıyla uydu destekli bir proje başlatıldı. Proje kapsamında 150 bin hektarlık alanı tarayarak, toprak numunesi alacak ekip, çalışmalarını sürdürüyor.

GAP'ın en önemli yatırımlarından Atatürk Barajıyla birlikte inşa edilen sulama kanallarının tamamlanmasının ardından Harran Ovası'ndaki tarım arazilerine 1995 yılında kademeli olarak su verilmeye başlandı. Aradan geçen sürede ovada 150 bin hektara yakın tarım arazisi suya kavuştu. Sulama öncesi daha çok hububat tarımıyla uğraşan yöre halkı pamuk üretimine ağırlık vermeye başladı.

Sulama konusunda yeterli bilgi birikimine sahip olmayan ve fazla su vermenin ürün verimliliğini arttıracağını düşünen bazı çiftçiler, pamuğa gereğinden fazla su vermeye başlayınca ovada taban suyu miktarı hızla yükseldi. Bazı köylerde bu nedenle tarımsal alanlar kullanılamayacak hale geldi. Harran Üniversitesi (HRÜ) Ziraat Fakültesi ve ilgili diğer kurumlarca önceki yıllarda yapılan çalışmalarda bölgedeki arazilerin 15 bin hektarlık bölümünün çoraklaştığı belirlenmişti.

''GAP Eylem Planı''nda bölgedeki sulama projelerinin bir an önce bitirilmesine yönelik çalışmalara ağırlık verileceğinin belirtilmesinin ardından Harran Ovası'nda çoraklaştığı için bir bölümü kullanılamayan tarım alanlarının belirlenmesi, söz konusu arazilerin ıslahına yönelik bir çalışma başlatıldı.

Tuzluluk haritası çıkarılacak
GAP Bölge Kalkınma İdaresi (BKİ) Başkanlığının talebi üzerine Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Ali Çullu başkanlığında, ''Harran Ovası Tuzluluk Haritasının Oluşturulması ve Tuzlanmanın Bitkisel Verim Kayıplarına Etkisinin Tahmini'' projesi hayata geçirildi.

GAP BKİ ve DSİ 15. Bölge Müdürlüğü, Tarım Reformu Bölge Müdürlüğü, Toprak Su Kaynakları ve GAP Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünün yanı sıra ilgili diğer kurumların desteğiyle bir süre önce başlatılan proje kapsamında, aralarında mühendisler ve ziraat fakültesi öğrencilerinin de bulunduğu 30 kişi, 3 grup halinde Harran Ovası'nda 150 bin hektarlık alanda GPS adı verilen cihazlarla; jeoistatistik yöntemlerle tarlalardan toprak numuneleri topluyor.

Tuzluluk sorunu bulunan ve bulunmayan arazilerde 60 santimetrelik derinlikten alınan numuneler, Ziraat Fakültesindeki laboratuvarlarda incelenerek, topraktaki tuzluluk miktarı belirlenmeye çalışılıyor.

126 bin YTL bütçesi bulunan projeyle uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemi teknolojilerinden yararlanılarak, ovanın tuzluluk haritası hazırlanmaya çalışılıyor. Farklı arazilerden alınan binlerce toprak numunesinin incelenmesinin ardından projenin 2009 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

10 bin analiz yapılacak
Proje Sorumlusu ve HRÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Çullu, ''İlk gözlemlerimize göre bölgede tuzlulaşan alan miktarı 15 bin hektardan fazla gibi görünüyor'' dedi.

Harran Ovasında yıllardan beri tuzluluk problemleri bulunduğunu ve bundan dolayı verim kayıplarının yaşandığını aktaran Çullu, ovanın sulamaya açıldığı 1995 yılından sonra pamuğa aşırı su verildiği için taban suyu ve tuzlulaşan alan miktarının arttığını ifade etti.

GAP BKİ'nin finansman desteğiyle yürütülen projeyle 3 ayrı ekip halinde ovanın tamamından toprak örnekleri aldıklarını aktaran Çullu, şu ana kadar 800 civarında toprak örneği aldıklarını ve 10 bin civarında analiz yapılacağını kaydetti.

Analiz sonuçlarından elde edilecek verileri, coğrafi bilgi sistemlerinden faydalanarak haritaya dönüştüreceklerini belirten Çullu, ayrıca tuzluluğu manyetik olarak algılayan son teknoloji olan ''EM 38'' cihazı da kullanılarak ovadaki tuzluluğu belirlemeye çalışacaklarını bildirdi. Çullu, ''Böylece hafif, orta ve şiddetli tuzlu alanlar açığa çıkacak. Uydu teknolojileri kullanılarak örneklerin toplandığı arazileri belirleyerek, haritayla ilişkilendireceğiz. Bu sayede tuzluluğun yol açtığı ekonomik kayıpları ortaya çıkaracağız. Bu veriler ışığında ilgili kurumlar da önlemlerini alacak'' diye konuştu. 

"200 milyon metre küp su boşa akıyor" 
Prof. Dr. Çullu, 2004 yılı sonunda aynı bölgede yürütülen projede Harran Ovası'ndaki tuzlu alan miktarını 15 bin hektar olarak belirlediklerini hatırlatarak, yaklaşık 7 bin hektarlık alanın en tehlikeli seviyede bulunduğunu, geri kalan bölümün ise hafif ve orta şiddette tuzluluk tespit edildiğini dile getirdi.

Pamuk bitkisinin toprağın hafif ve orta şiddetli tuzlanmasından zarar görmediğini, tamamen tuzlanan toprakta üretimi yapılan pamukta ise yüzde 60 civarında verim kaybı tespit edildiğine değinen Çullu, şunları kaydetti:

''Şu anda İlk gözlemlerimize göre bölgede tuzlulaşan alan miktarı 15 bin hektardan fazla. Aynı alandan alınan örnekleri yıl içerisinde 3 kez inceleyeceğiz. Tuzlanmanın en önemli nedeni aşırı sulamadan kaynaklanan yüksek taban suyudur. Harran Ovası gibi çukur ve buharlaşmanın yüksek olduğu sıcak bölgelerde, aşırı sulama kısa sürede çoraklığa neden oluyor. Bu nedenle bölgede halen yaygın şekilde kullanılan yüzeysel sulama metotlarından vazgeçilerek, devletin de desteklediği basınçlı sulama sistemlerinin devreye konulması gerekiyor. Ayrıca tarımsal sulamayla ilgili yasal yönetmeliklerin yeniden düzenlenmesi şart. DSİ hesaplarına göre Harran Ovasında yılda 200 milyon metre küp su boşa gidiyor. Bunun önüne geçmek lazım.''
Kaynak: Sabah

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : küresel ısınma

Bütün çatıları beyaza boyayın da serinleyelim

Biyofizik Profesörü Mehmet Ali Körpınar, yıllardır işyeri camlarına güneş ışınlarını yansıtan cam filmleri yapıştırıyor.

Siyah değil, açık renk otomobil alıyor, oğlunun düğününde nikah şekeri yerine ÇEKÜL'ün "adınıza ağaç diktik" sertifikasını dağıtmış. Bütün bunları küresel ısınmaya karşı kişisel bilincinden yapıyor. Son olarak da oturduğu apartmanın çatısını ve terasını beyaza boyatmış. Beyazın yazları ev için serinletici etkisinin yanı sıra yeni bir iddia daha var: 100 büyük kentteki çatılar beyaza boyandığında devasa bir küresel serinleme etkisi yaratılabilir!

Siyahın ısı topladığını, beyazın ise ışınları yansıtıp yüzeyi serinlettiğini bilmeyen yok. Bu renklerden faydalanan yerel yönetimler de var. Örneğin LA Times gazetesinin haberine göre Kaliforniya eyaletinde 2005'ten beri yeni inşa edilen ticari yapılarda beyaz çatı yapılması zorunlu. "Etkin enerji kullanımlı yapılar kanununa" göre gelecek yıl da buna tadilat yapılan ticari binalar ve evler dahil olacak. Çatıları ister düz ister eğimli olsun, bina yapanlar ısı yansıtan çatı sistemleri kullanmak zorundalar. Eyalet asfalt konusunda ise henüz bir düzenleme yapmamış.

Türkiye'de beyaz çatılar fikrini ortayan atan kişi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyofizik Profesörü Mehmet Ali Körpınar (57). Prof. Dr. Körpınar bir biyofizikçi olarak, fizik, elektrik ve elektronik biliminin insana uygulanmasıyla ilgileniyor. Ses kirliliğin, elektromanyetik alan kirliliğin, radyasyon kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştıyor. UV ışınları ile ilgili çalışmalar da yapmış, UV'nin katarakt hastalığına etkisi konusunda bir makalesi var. Prof. Dr. Körpınar işiyle doğrudan ilgili olsun veya olmasın çevre ile ilgili araştırmaları okuyor, yazı yazıyor ve üye olduğu e-gruplara gönderiyor. Yazıları etkili de oluyor: Alakargaların meşe palamutlarını alıp ektiğini yazması ya da kuruyan barajlar için "hazır içleri boşalmışken diplerini temizleyelim" önerisi hep seferberliklere neden olmuş. Şimdiki önerisi de çatıları, terasları beyaza boyamak:

"Ben güneş ışınlarını da inceliyorum, nasıl yansıyor nereden yansıyor bunları ortaya çıkartıyoruz. En iyi yansıtıcı ortamın beyaz cisimler olduğunu, en iyi emen cisminse siyah cisimler olduğunu herkes biliyor. Yazın bir beyaz zemine ayağınızı koyun, bir de beyaz olmayan yere ayağınızı koyun; apaçık görürsünüz aradaki farkı. İzlediğim bir belgeselde ortam sıcaklığı 27 derece olan bir yerde 1 metrekareyi beyaza, 1 metrekareyi de siyaha boyadılar. 1 saat sonra beyazın sıcaklığı 27.5 olurken siyah 48.5'a çıktı."

Azalan buzullara yardımcı olalım
Küresel ısınmanın bir numaralı suç aleti "karbondioksit fazlası". Özellikle fosil yakıtlar yüzünden atmosferde karbondioksit fazlası var. Karbondioksit güneş ışınlarının bir kısmını daha yere inmeden havada tutuyor ve atmosferi ısıtıyor. Işınların yere inen bölümü de ayrıca dünyayı ısıtıyor. Ancak beyaz cisimler sayesinde dünyaya inen ışınların bir bölümünü aynen geri göndermek mümkün. Kutuplardaki buzullar, karlar ve bulutlar, ışınların bir kısmını yansıtarak atmosferden geri çıkarma görevi görüyor. Ama acı olan şu: "Küresel ısınma nedeniyle buz dağları erimeye başladı. 1980'de buz alanı yaklaşık 10,5 milyon kilometrakare iken 2005'te 7 milyon kilometrekareye düştü. Kutuplar eridikçe ışınlar yansımayacak. Yansımadıkça daha da kötü erime olacak, bunlar arkası arkasına gelen darbeler."

Körpınar da azalan buzullara, diğer bilim adamlarının da söylediği gibi dünyanın başka yerlerinden destek verebileceğimizi anlatıyor: "Eğer kutuplar ve dünyadaki beyaz cisimler güneş ışınlarını yansıtmazsa yukarı hiç bir şey çıkmayacak. Azalan buz dağları ve eriyen karların yerine bir şey yapmamız lazım! Küresel ısınmanın en büyük sebeplerinden biri bu olacak."

Yazın siyah otomobil daha fazla ısınır
Türkiye'nin de Akdeniz kıyısında örneğin Kaş, Bodrum gibi yerlerde evlerin beyaza boyandığı, bunun evleri serin tuttuğu bilinir. Belki artık bunu İstanbul, Ankara gibi daha kuzey illerde de deneme zamanı. Körpınar çatıları ve damları beyaza boyamanın zincirleme faydalarını şöyle anlatıyor: "Bu bizi önce klima masrafından tamamen ya da kısmen kurtaracak, elektrik masrafımız azalacak, elektrik harcamamız azalınca elektrik üretiminde kullanılan fuel-oil ve katı yakıt daha az kullanılacak."

Peki çatıları beyaz yapmak bu kez evleri kışın soğutmaz mı? Körpınar'ın bu konuya da cevabı şöyle: "Soğutmaz. Kışın beyaz cisim nedeniyle soğuma olmaz. Biz kuzey yarımküredeyiz. Güneş kışın güney yarımküreye gidiyor ve bize etkisi zaten çok az, yani beyaz cismin yansıtma olanağı azalıyor. Ama yazın güneş yukarı çıktığı zaman beyaz yüzeyler devreye giriyor ve bizi koruyor. "

Bunun yanısıra siyah asfalt yerine beton oranı yüksek yollar, sadece toplu taşıma araçlarında değil otomobillerde de daha çok beyaz ve yansıtıcı renk kullanımını tavsiye ediyor: "Ben hep açık renk otomobil alırım, siyah otomobil kullananlara bir sorun, araçları en az 4- 5 derece daha fazla ısınır. Yazın kaportanın üzerine bir elinizi koyun anlarsınız."

Kendi evinin damını beyaza boyattı
Körpınar kendi evinin bulunduğu apartmanın terasını beyaza boyatmış, evinde 15 yıldır bulunan klimasını geçen yaz çok daha ekonomik olarak kullanmış. 

Amerikalı akademisyenler, 100 kentin çatıları ve yolları beyaz olsun diye BM'ye başvuracak
ABD Sacramento'da geçen ay yapılan iklim değişimi araştırmaları konferansında bir bildiri sunuldu. İddia çarpıcıydı. Dünyadaki 100 büyük kent çatılarını beyaza boyar, kaldırımları daha yansıtıcı materyallerle döşerse (örneğin asfalt yerine beton içerikli materyal) büyük bir küresel serinletme etkisi olur! Lawrence Berkeley Laboratuvarı fizikçilerinden Haşim Akbari'nin, meslektaşı Surabi Mennon ve Berkeley Üniversitesi'nden Fizikçi Arthur Rosenfeld ile birlikte yaptığı "Küresel Serinleme: Dünya Çapında Kenstel Yansıtmayı Artırarak Karbondioksidi Telafi Etme" adlı çalışmaydı bu.

Araştırmaya göre Amerikan evlerinin ortalama çatı genişliği olan 93 metrekarelik çatı kaplaması koyudan beyaz renge çevrilirse atmosferdeki 10 ton karbondioksit emisyonunun etkisini telafi edebiliyor. Birçok şehirde çatılar tüm yüzeylerin yüzde 25'ini, yol ve kaldırımlar ise yüzde 35'ini oluşturuyor. Eğer 100 büyük şehirde tüm bu yüzeyler ışığı yansıtır hale döndürülürse 44 gigatonluk sera gazı telafi edilebiliyor. Bu miktar dünyadaki tüm ülkelerin bir yılda yaydığından fazla. Serin çatılara geçiş, emisyon büyümesini 10 yıl daha geri götürebiliyor, üstelik endüstriyel kirliliğin kesilmesini bile hesaba katmadan...

Akademisyenler, Birleşmiş Milletler ile bağlantıya geçerek büyük kentlerin çatı ve yollarının değiştirilmesi için bir organizasyon yapılmasını isteyecekler. Akbari gazeteye yaptığı açıklamada şöyle diyor: "Buna kazan - kazan - kazan politikası deniyor. Birincisi, daha serin bir çevre sadece enerji kazanımı değil konfor da sağlar. İkincisi, bir kenti bir kaç derece soğutmak, üzerindeki dumanlı sisi azaltır. Ve üçüncüsü de bu durum küresel ısınmayı azaltır."

Kaynak: Hürriyet Yazan: Ayten Serin

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : çevre, enerji, küresel ısınma

Antalya sahillerinde 'balina sürüsü'

Antalya Körfezi'nde görülen 6 balina balıkçıları şaşırttı.

 

Antalya Körfezi'nde sabah saatlerinde balığa çıkan balıkçılar, balina sürüsü ile karşılaştı. Bir süre balinaları izleyen balıkçılar, korkulu anlar yaşamalarına rağmen balinaları da kameraya kaydetmekten geri kalmadılar.

Antalya açıklarında sabah saatlerinde balık avlamaya çıkan balıkçı Şener Esel, "Akdeniz açıklarında sabah saatlerinde takımlarımı kaldırdığımda karşıdan büyük cisimlerin geldiğini gördüm.

Teknenin motorunu stop ettirerek ne olduğunu anlamaya çalıştım. Üzerime doğru geldiler ve teknenin altından geçtiler. Sonradan balina olduğun anladım. 15 senedir Akdeniz Körfezi'nde balıkçılık yaparım ilk defa balina gördüm" dedi.

Balinaların görüntülerini çeken balıkçı Hüseyin Tarkanbaştürk ise "Bölgeye gittiğimde karşımda 6 tane balina gördüm. Bunlardan birisi diğerlerine göre daha küçüktü.

Diğerlerinin boyları 15-16 metre civarındaydı. İlk başta ben yollarını şaşırdıklarını sanmıştım ve çok tedirgin oldum Balinaları en son gördüğümüzde Kemer tarafına doğru gidiyorlardı" dedi.

CAFER ESER - MEHMET SELMAN BEKTAŞ / ANTALYA

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : küresel ısınma, çevre, hayvan, balina

Yeşiller'den ''nükleer'' karşıtı kampanya

Nükleer karşıtları kurulması planlanan santrali "uyumayarak" protesto edecek. Nükleer santral ihalesinin sonuçlanacağı 24 Eylül'e kadar sürecek eylem internetten canlı izlenebilecek.

Yeşiller Partisi Eş Başkanı Ümit Şahin, Taksim'deki Yeşil Ev'de düzenlediği basın toplantısında, Yeşiller Partisi olarak 22 gün sürecek yeni bir kampanya başlattıklarını, 24 Eylül'de teklif süreci sona erecek olan nükleer santral ihalesine kadar uyumayacaklarını ve sürekli eylemde olacaklarını söyledi.

Şahin, ihale sonuçlanırsa, Türkiye'nin, sonu hiç de iyi bitmeyecek bir kirli nükleer maceraya sürüklenmiş olacağını iddia etti.

Türkiye'nin sürüklendiği nükleer tehdide ilişkin sürekli eylem yapacaklarını dile getiren Şahin, "Türkiye'yi nükleer karanlığa sürükleyen AKP hükümeti ve gözlerini bürüyen kar hırsıyla ihale kapısında bekleyen şirketler, meydanın boş olmadığını zaten biliyorlar. Sadece Yeşiller değil, bütün nükleer karşıtları, Türkiye'nin bu tehlikeli yoldan geri dönmesi amacıyla kamuoyunu ve hükümeti uyarmak için 24 Eylül'e kadar seslerini giderek daha fazla yükseltecekler.

Biz de Türkiye'nin bundan önce defalarca nükleer maceraya sürüklenmesini önlemiş nükleer karşıtı hareketin bir parçası olan Yeşiller olarak, nükleerci hükümete ve nükleerci şirketlere cevabımızı uyumayarak, nükleere karşı sürekli eylemde olduğumuzu göstererek veriyoruz" dedi.

Ümit Şahin, kampanya merkezi olan Yeşil Ev'in 24 saat açık olacağını ve sürekli tutulacak eylem nöbetinin internetten canlı olarak yayınlanacağını da kaydetti.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : çevre, nükleer santral, enerji, küresel ısınma

Hakkari'deki Cilo-Salt buzulları hızla eriyor

Hakkari'de hızla eriyen Cennet ve Cehennem Vadisi'ndeki 50 bin yıllık buzul dağlarını İHA  ekibi görüntüledi.

Hakkarideki Cilo-Salt buzulları hızla eriyor

    
Haberin videosunu izlemek için tıklayınız ...

Eskiden 4 katlı bina yüksekliğinde olan buzul dağlarının gün geçtikçe yok olmasını yöre halkını da endişelendiriyor.

Hakkari'den 47 kilometre uzaklıkta bulunan Kırıkdağ Köyü bölgesinde bulunan ve 3 bin 700 rakımda olan buzul dağlarına 2 saatlik yaya bir yürüyüşten sonra ulaşmayı başaran İHA ekibi hızla eriyen buzul dağlarını işte böyle görüntüledi.

4 mevsimin bir arada yaşandığı Cilo Dağı eteklerindeki bulunan Cennet ve Cehennem Vadisi'ndeki buzullarını yaklaşık 10 yıl önce de ilk olarak görüntüleyen İHA ekibi o zamanlar 4 katlı bina görünümünde olan şimdilerde ise tek katlı bina görünümüne inen buzul dağlarının durumu görenleri şaşırtıyor.  

Gün geçtikçe eridiği için önünde büyük krater göller oluşturmaya başlayan 50 bin yıllık buzul dağı suları büyük bir dere haline gelerek Kırıkdağ köyüne doğru akıyor, buradan da Zap Vadisi'ne karışıyor.

Havaların ısınmasıyla birlikte gün gectikçe eriyen buzulların kendilerini endişelendirdiğini belirten Kırıkdağ köyü sakinlerinden 70 yaşlarındaki Hacı Ermağın, çocukluğunun Cilo-Sat Dağları'nda geçtiğini ifade ederek, buzulların tükenme noktasına gelmesinin endişe verici olduğunu söyledi.

Buzulların önünde bulunan gölleti ve erimesi süren buz kütlelerini gösteren Ermağın, ilk defa bu hızlı erimeye şahit olduğunu söyledi. Bölgedeki karların da şimdiye kadar hiçbir zaman erimediğini anlatan Ermağın, dürbünle dağları gözetleyerek, "Bu karlar şimdi tamamen eridi" dedi.

Bu hızlı erime karşısında bozul dağının tamamen tarihe karışacağını ifade eden Ermağın, büyük bir endişe içersinde bu sonucu beklediklerini anlatarak "Bizim gençliğimizde her yıl üst üte yağan karlar yüzünden buzul dağlarında kurtçuklar oluşurdu. Şimdilerde ise tamamen yok olduğunu belirtti.

Yaylaları Cilo Dağı eteklerinde bulunan vatandaşlar ise, buzulların gün geçtikçe eridiğine şahit olduklarını ifade ettiler. 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : çevre, küresel ısınma